|
|
Okurlarla...
GEÇENLERDE "hanut" ve "hanutçuluk" diye bir yazı
yazmıştık; "hanut" dükkana müşteri, özellikle turist
getirenlerin dükkan sahibinden aldığı komisyonun argosuydu,
ansiklopediye göre "hanut" Ermenice dükkan demekti,
"hanutçu" deyimi de buradan
geliyordu. * *
* MEĞER öyle değilmiş,
Menderes Karaküçük'ün itirazı var; diyor
ki: "Hanutçu, yabancı
turistleri dükkanlara götürüp komisyon alan rehberlere denmez.
Rehber zaten komisyonlarını, komisyon adı altında alırlar.
Hanutçular, rehberlik kokartı sahibi olmayan Sultanahmet ve
çevresinde turist avına çıkmış timsahlardır! Genellikle, rehber
görünümünde turistlere yaklaşırlar taktik icabı camilere,
Ayasofya'ya ve Topkapı Sarayı'na sonra anlaşmalı oldukları
dükkanlara götürürler, zaten işin turistik gezi bölümünde kurdukları
muhabbetle avlarının mesleğini gelirini öğrenirler ve gittikleri
dükkana tüyo vererek ona göre fiyat çekilmesini
sağlarlar. Av, avlanırsa
sorun yok, yediği kazıkla kalır, ama, avlanmazsa hanutçu avını akşam
yemeğine götürmeyi teklif eder. Anlaşmalı olduğu restauranta götürüp
orada bir güzel becertir. Bu restaurantlar genellikle balık
restaurantlarıdır; çünkü belediye encümeni kararıyla İstanbul'da
balık fiyatları serbesttir, palamutun tanesi üç milyon da olabilir,
üç milyar da, kanunen kimse bir şey diyemez. Hanutçumuz bu avdan
memnun olmazsa, bu çarktan geçen turistler, bir de hanutçuluğun alt
kolun olan yankesiciler, onlara, Türk misafirperverliğini
gösterirler, çünkü hepsi aynı holdingin
evlatlarıdır. * *
* BUNLARI nereden mi
biliyorum, çünkü ben o çevredeki bir otelde çalışıyorum ve yıllardır
karakollara tercümanlık yapmak için gitmekten iflahım kesildi.
Hanutçuluk Türk turizminin kanayan bir yarasıdır, zavallı turistler
kendilerine çok şirin yaklaşan biryantin abidesi, alaturka
Valentino'ları, hep methini duydukları Türk misafirperverliğinin bir
ürünü sanarak, umduklarını değil, bulduklarını
yemektedirler." * *
* MEİR Motola'nın
itirazı ise "hanut" kelimesinin Ermeniceye mal edilmesinde, o
"İbranicede de hanut'un manası dükkandır"
diyor. * *
* OKURLARIMIZDAN Oğuz Atay
da Çanakkale Savaşı'nın hemen öncesinde, bir İngiliz denizaltısı
tarafından torpillenerek batırılan 10 subay ve 24 erimizin şehit
olduğu "Mesudiye zırhlısı" hakkında bilgi
arıyor: "Bu geminin
batışı tam bir faciadır. Gemi adeta adım adım acı sona gelmiştir.
Şehit olanların yanında, geminin batışı ile içinde kapalı kalan
subaylarımızın bir kısmı 36 saat süren insanüstü bir çaba ile
kurtarılmıştır. Bu
özelliğine rağmen, maalesef, Mesudiye hak ettiği önemi bizlerden
görmemiş ve hakkında yayınlanan eserlerin olmamasından veya sınırlı
olmasından (biz henüz olanlara ulaşamadık) dolayı nerede ise
unutulmuştur. Yürütmekte
olduğum çalışma, bu gemide görev almış ve kurtulmuş veya şehit olmuş
subay ve erlerimizin bugün hayatta olan yakınlarına ulaşmayı ve
kendilerinde bulunan her türlü belge, bilgi, anı, vb. türde konuya
ışık tutabilecek materyallere
ulaşmaktır." "Mesudiye
zırhlısı" hakkında bilgisi olanların bildirecekleri web sayfası:
http://mesudiye.canakkale.org
* * * GEÇENLERDE BRT'de
Yalçın Menteş'in programında Türkçe tartışılıyordu; Yalçın
Menteş, bir ara eşanlamlı kelimelere bir tekerleme örneği verdi,
bize göre eksikti hemen telefona sarıldık ama bağlayamadılar. O
tekerlemeleri biz şöyle
biliriz: "Babıali
kapısından, mürur edip, geçerken, tesadüfen rastladım, bir atlı
süvariye."
------------- DİP NOTU:
Geçen gün Halit Deringör, bir Fenerbahçelinin kendisine "Hani bir
gün herkes Fenerbahçeli olacaktı? Bırakın olmayı Fenerbahçeli
olanlar bile başka takımlara geçiyor" dediğini
yazıyordu. Birkaç yıldan
beri Fenerbahçe'nin halini, Galatasaray'ın başarısını gören saygın
bir dostumuzun niyetini anlayınca kendisini "döneklik"
tehdidiyle
vazgeçiriyorduk!!!
Galatasaray'ın son zaferi, Fenerbahçe'nin Adana hezimeti üzerine
artık kimseyi "döneklikle" korkutacak halimiz
kalmadı. Ne demek
istediğimizi, anlatabildik galiba...
Yazara E-Posta:
h.pulur@milliyet.com.tr
| |